29 Kasım 2012 Perşembe

Kitaplarla İlişki Durumum - II


* Kitaplarla haşır neşirliğim arttıkça kitaplara bakışımın da değiştiğini farkediyorum. 
* Roman okuma konusunda mesela; farklı düşünüyorum artık. İyi romanlar, roman okumanın da kıymetini ve anlamını öğretti. Romanlar giremediğim dünyalara giriş, tanımadığım insanlarla tanışma gibi bir şeymiş.
* Kitap okuma konusunda daha planlı gitmeye karar verdim. - plan, program gibi kelimelerin sıkıcılıkla eş değer olmadığını anlatan bir şeyler de yazmayı düşünüyorum bir ara-
* Ayın başında okuyacaklarıma karar verirken; biraz ruhuma hitap edenlerden, biraz alanıma -bu kısım biraz karışık, dipnotta- dair bir şeylerden, klasiklerden -küçüklüğümdeki kitap okuma durumumu biliyorsunuz, klasiklerden de epeyce eksiğim-, not aldığım yabancı yazarlardan ortaya karışık şeklinde yapmayı planlıyorum. 
* Yeni yazarlarla tanışmaya ağırlık veriyorum, zira tanışmayı istediğim o kadar çok kitap ve yazar var ki.
* Yeni kitap ve yazarlara birine sorup 'Bana yazar, kitap önerir misin?' diye karar vermiyorum hiç bir zaman. Bunu pat diye tanımadığım insanların arasına düşmek gibi düşünüyorum.
* Bir kitap/yazar hakkında sevdiğim bir yazar ya da blog yazarı bir şeyler yazmışsa merakım uyanıyor, sonra öncelikle yazarın hayatı hakkında bir şeyler okuyorum, başka yorumlar var mı ona bakıyorum, ekşi sözlükte neler yazılmış bakıyorum -başlıkları incelemeyi sevmem ekşide,sadece aradığıma bakarım-, böyle bir ön bilgiyle başladığımda okuduğum anlam kazıyor gibi geliyor.
* Tabi ki ön bilgi edinmeden okuduğum kitap/yazarlar oluyor, genellikle kütüphanede gezinirken dikkatimi çekerse, orada okumaya başlıyorum.
* Ve vikitap.com'u bilmeyen var mı? Sevimli.

  Bi' dakka ya!
  Bu kadar ayrıntıya nasıl girdim ben. Belki birilerine bir faydası dokunur.
  Kitaplarla kalın, hoşça kalın^^

Dipnot 1: Kitaplar hakkında atıp tuttuklarım sadece yaşantıma dayanmaktadır, fazlasını bekleyenlere faydası dokunacak şeyler değil.
Dipnot 2: Hıh alanım demiştim, lisansta matematik bölümü okuduğumu bilenler vardır, eğitim alanına merakımı da. Şu an formasyon alıyorum, artık kendimi yavaştan eğitimcilere dahil görebilir miyim?
Dipnot 3: Kitap okuma hevesimi artıran süpper bloglar: DicleGölgeliyolKendiniahmetsanansüleyman ^^

27 Kasım 2012 Salı

Sizin de Kelimeleriniz var mı?

'Bana kelimeler söylesene, seni tanımlasın!' dedim.
'Balon, abajur, gözlük, hotraf makinası, şemsiye, elma, bisiklet, yaprak, deney tüpü' dedi.

  Sizin de kelimeleriniz olur mu zaman zaman, sizi tanımlayan?
'Kendini tanımlamak' güçlü bir ifade oldu biliyorum, tabi ki o kadar derin bir şey değil bahsettiğim. Çevrenizdekiler sizin hakkınızda böyle kelimeler sıralayabilir mi?

  Ben çok yaparım bunu, sevdiklerimle sevdiklerimi paylaşmayı. -gizemini yok etmek gibi biraz, içini açmak gibi.- Bunun içine hayaller, endişeler, zevkler, takıntılar girebilir. Zamanın birinde biri 'Hayalini paylaştığın kişi sevdiğin kişidir.' demişti, o zamanlar bir zaman düşünmeme vesile olmuştu bu cümle. Şimdi düşündüğümde haklı olduğu kanısına varıyorum; hayalleri paylaşabildiğin, anlatabildiğin kişi çok şeyler paylaştığın biri olmalı, çok konuşmasan da seni anlamalı, böyle olmadığında hayalini anlamıyor, hayalini anlatmanın zevki kalmıyor. Ve o cümle az hayal kurduğumu düşünmeme de vesile olmuştu. Şimdi farkediyorum, az hayal kuran biriymişim o zamanlar. Zira şimdi o kadar çok kelimem var ki sevdiklerimle paylaştığım.
Kelimeleri olan ve benimle paylaşmak isteyen sevdiklerimi seviyorum ^^

 Nerelere gelmiş konu? Ne diyordum?
 Amine'm diyordum, benimle kelimelerini paylaştı; ben de tişörtünü yaptım.



Amine giysin tişörtünü musmutlu!
Muhabbetle, hayallerinizle kalasınız.

Dipnot1: Evet deney tüpünü bir yere iliştiremedim, üzgünüm.
Dipnot2: Tişört yapmayalı, paylaşmayalı çok oldu diyordum ama 9 ay olduğunu da farketmemiştim. Zaten bu tişörtü de vermeyi istediğimden yıllar sonra verdim gibi hissediyorum. Amine'nin sabrı için tebrik etmeliyim onu :)

15 Kasım 2012 Perşembe

Huzurlu Olsun!

..Hicri yeni yılımız!


Hicri yeni yılımıza ve dahi hadis-i şeriflerde* belirtildiği üzere Efendimiz(s.a.v)'in Ramazandan sonra en çok oruç tuttuğu aya girdik bugün. Huzurlu olsun duasındayım.
Muharrem'1 1434
Hayırlı sahurlar, iftarlar, tatlı Aşureler.

Dipnot:  Huzurlu olsun  diye dua ediyorum, ama ilk günümüzden Gazze'de huzursuzluk sebebi olanları Allah'a havale ediyorum! Elimden dua etmekten başka bir şey gelemiyor, üzülüyorum.
Dipnot*: “Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur.”
-İbni Mâce. Siyam: 43.

12 Kasım 2012 Pazartesi

Boynumda Çarpı İşi / Cross Stitch on My Neck

 Bloguma girenler bir konu bütünlüğü olmamasından yakınıyor mu merak etsem de, hep aynı doğrultuda olmamak daha hoşuma gidiyor sanki. Bir zaman kitaplardan bahsedeyim, bazen düşünce dünyamdan, bazen mutluluk sebeplerimden. Şimdi sıra mutluluk sebeplerimden çarpı işinde yine.

  Çarpı işi her eşyamın üstüne kondu şu sıralarda. Farkettim de son zamanlarda yazdığım el sanatları yazılarının içeriği hep çarpı işi olmuş. Şu sıralar bitirmeye yeltendiğim tişörtlerim de var, gelecekler inşAllah. Tişört yapma süreçlerim çok uzuyor, istediğim tarzda tişört bulmanın zorluğundan, tasarlama konusunda çok ince eleyip sık dokumama kadar bir sürü etken var. Hal böyle olunca ufak tefek işler kolayıma geliyor, zaman açısından da tabi.


  Takılarla çok uğraşmıyordum aslında, ta ki Marpuççular Hanı*'nı keşfedene kadar. Eminönündeki bu çarşıya gitme fırastını geçen İstanbul'a gittiğimde buldum, orada yaşarken keşfedemediğime üzülmek bir yana, girince kendimi kaybetmişim, fotoğraf çekmek bile aklıma gelmemiş. Toptan satış yapan dükkanlar olduğu gibi, parekende satış yapan yerler de fazla. Orijinal, farklı şeyler bulmak mümkün, baya incelemeli tabi ki. Ve fiyatlar da oldukça uygun geldi bana. Satıcılar da sizi kendi halinize bırakıyorlar, istediğiniz kadar inceleyip seçebiliyorsunuz. Terapi gibiydi, çok eğlendim, heyecanlandım, mutlandım gezerken ^^


  Tatlı tatlı şeyler bulmuş olmanın mutluluğuyla handan ayrılırken, bir dükkanda şipşirin takılar, kol düğmeleri gördüm; ama ne yazık ki toptan satış yapıyorlardı. Kim bilir sattıkları yerde nasıl uçuk fiyatlarla satılıyorlardır diye düşünmeden edemedim.

Dipnot*: Marpuççular Hanı'na ulaşım için, Eminönü'nde Mısır çarşısının içinden ya da sağındaki yoldan geçince çıkan ilk ara yoldan yukarı doğru yürüdüğünüzde soldaki yazıları takip edin. 
Hoşça kalasınız.



To read in English;
 Although I'm curious whether visitors of my blog complain about losing integrity of the topics, I like writing about different topics; books, handcrafts, frame of my mind. Now, the topic is cross stitch again.
  I use cross stitch on my many goods. I lose a lot of time while designing a t-shirt, so it is easy to do small d.i.y projects.
 After I explore Marpuççular Bazaar, I do some ornaments, however I usually don't do ornaments. I like the bazaar. It is in Eminönü/İstanbul. While I was visiting the bazaar, I was so happy and excited. I find so lovely, intentive goods, as seen in the photographs.

Dearly.

6 Kasım 2012 Salı

Küçük Ağaç'ın Eğitimi / The Education of Little Tree


 Okuyalı çok -baya çok, yaklaşık 6 ay- olmasına rağmen hakkında bir şeyler söyleme isteğim dinmedi. Burada çoğunlukla sevdiğim kitapları yazıyorum, paylaşıyorum. Çünkü bir kitap hakkında olumsuz bir şeyler söylemeye pek dilim varmıyor, kem küm ediyorum günlük yaşamımda sorulursa da. Bir başkasına göre benim beğenmemem kitabın kalitesi ya da içeriği hakkında çok bir şey ifade etmeyebilir çünkü. Velhasılı kelam, bahsedilesi gördüğüm kitaplardan birindeyiz; yazar burada 'Sevdim!' demek istiyor.

  Bu kadar açıklamadan sonra;
  Sadece Küçük Ağaç'ın masum soruları için bile okunabilecek bir kitaptan konuşuyoruz. Evet Küçük Ağaç adında bir miniğin gözünden dünyaya bir bakış. Ama orası başka bir dünya! Çok gizemli oldu, olsun. Bu sebepten kitapta doğallığı, masumiyeti, mekanik hayatın tamamen dışında bir hayatı görmek mutlu hissettiriyor, ve sonra düşündürüyor. Bilgemsi tavrıyla konuşan büyükbabanın sözleri de kitabın önemli kısmını oluşturuyor. İnsanın ve dahi bütün canlıların değerini bilmeyi, onları sevmeyi öğrenen Küçük Ağaç'ın dünyaya zaran veren, kıyıcı insanları anlayamaması normaldi tabi ki. Anlayamadı da. O her şeyi insancıl, içinden geldiği gibi, samimi, duyarlı şekilde yapan bir çocuk olmayı öğrenmişti.

  Ben kitabı okurken bir çocuğa ne kadar çok şeyin öğretilebileceğini, ne kadar olgun bir çocuk olabileceğini ve ne kadar üretken olabileceğini anladım, bunun mekanik bir şekilde, samimiyetsiz olamayacağını da. Sonra zaman zaman aklımda daha önceden TEDtalksda izlediğim/dinlediğim bir konuşma belirdi, eğitimin öneminden ve çocukların nasıl eğitilebilceğinden bahseden:


"Büyükbaba dedi ki anlamak gerekirmiş. Ama birçok insan anlamak istemezmiş çünkü anlamak zahmetli işmiş."
Düşünmeli, faydalanmalı okumalar.
Kitap okunmadan geçen günlerimiz olmasın inşAllah.
Hoşça kalın ^^
Dipnot: Kitabın kapağıyla aynı renkte kalemle altını çizmeyi seviyorum.

 To read in English;
 Although I read the book The Education of Little Tree 6 month ago, I don't restrained my desire to say something about it. In my blogposts I usually write about the books I like, since I don't want to say negative things about any book.

 After some explanations;
 It's a book that can be read only for questions of The Little Tree. It's like looking at the world through the eyes of  a child. The child had learned to love, value the living. The child couldn't understand how a person is chopper, and wasteful.
 The story shows us how a child can be grown up as mature, and productive. While I was reading the book, I remembered Ken Robinson's talk above.

Good readings.

1 Kasım 2012 Perşembe

Yine 'Farkındalık' Diyorum

fotoğraf alıntıdır.

..neyin farkındalığı?
Ekmeğin kıymetinin.

 Evet ekmek dedim! Genel anlamda nimet. Şükrünün kendi cinsinden, ancak kıymeti bilinerek olabileceği ekmek.
Geçen gün haberlerde ne kadar çok ekmeğin çöplere atıldığından bahsedilirken, babam askerlik zamanlarını anlatmaya başladı ve ben yine 'farkındasızlığımızı' farkettim.

 Dedi ki babam:
 'Biz askerdeyken ekmekler karnımızı doyurmaya yetmezdi. Sınırlı sayıda hakkımız vardı, biraz fazla ekmek bulsak kıyafetimizin arasına saklar, acıkınca yerdik. Bir gün çarşı iznine çıktığımda çöpte bütün atılmış ekmekler görünce o kadar şaşırdım ki, nasıl atarlar ekmeği diye düşündüm. Neredeyse alıp saklayacaktım.'

 O kıymetin farkına varmak için ekmek kuyruklarına girip sayıyla ekmek mi almamız gerekiyor illa ki.-kendime de söylüyorum bunu.- Aslında o durumu yaşamadan da farkında olmamızı sağlayacak bir gerçek var ki; yarın belki yarından da yakın hesaba çekileceğiz kıymetini bilmediğimiz her zerreden.

 O zaman düşünelim, neler yapabiliriz:
- Çok ekmeğimiz varsa, daha bayatlamadan dondurucuya koyup ihtiyacımız olduğunda çıkarınca taze taze yeriz. -annem yapıyor, ve tadı değişmiyor.-
  Bu fırsatı kaçırıp bayatlatmışssak:
- Kıtır ekmek (ekmeği küçük parçalara ayırıp, zeytinyağı, karabiber, kekik, naneye bulayıp fırında kızartmak). Çorbayla pek nefis oluyor.
- Fırında kızartılmış küçük parçaların üstüne domatesli sarımsaklı sos ve üstüne kızartılmış biber,patates, patlıcan -canınız ne isterse-, ve yoğurt. Bu da lezzetli.
  Böyle şeylere kafa yormalıyız, zira;

 "Andolsun o gün elbet ve elbet (verilen) nimet(ler)den hesaba çekileceksiniz."
-Tekasür Suresi-

Tefekkürle kalasınız.

Dipnot: Bu öz eleştiri yazısıdır, size öğüt vereyim niyetiyle değil, birlikte hatırlayalım amacıyla yazdım. Yazmak hatırlmayı kolaylaştırır  ya hani, ve duyduğumu/bildiğimi paylaşmamak yük üzerimde.