yazmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mart 2013 Salı

Defterlerle Aramız Bozulmasın!

'Demek yazmak bu işe yarıyordu! Birisinin öldükten sonra bile seninle konuşmasına imkan veriyordu.'
Aşkın Kimya'sı-Muriel Maufroy

 Defterlerle aram küçüklüğümden bu yana iyi, yazmakla olan ilişkim için aynı şeyi söyleyemem ama. Bilmiyorum böyle söylemek kendimden yükümlülüğü atmak mı oluyor ama, daha önce bahsettiğim çizmek ve kitaplar konularındaki sitemimi bu konuda da düşünüyorum zaman zaman, bana hiç bir zaman yazmanın güzelliğini anlatan biri olmadı, kompozisyon ödevleri hep işkence olmuştu. Aslında bunlar hep bu modern hayata ayak uydurma, sınav odaklı çocuk yetiştirme hengamelerinin bir yansımasıydı, ben de buna kurban.

 Neyse ki bu halin farkına vardığım bir dönemim oldu da yazmaya vermem gereken değeri anladım. Gerçi bugün herkes bir yerlere bir şeyler yazar durumda. Ama benim istediğim yazdıklarımın bir özel hayat parçalanması, anlık ifadelerin feysbuk, tuvitir zaman tünellerinde kaybolmasından ziyade hisler, düşünceler, teşvikler. Bu yüzden blogun yeri, diğer hesaplarımdan farklı, onlar donsa da burası donmuyor.

  Sosyal medyayla arama mesafe koyunca defterlerle aramın iyileştiğini hissetmek, bana bazı kararlar aldırıyor. Paylaşmak güzel evet ama paylaşımlarımız anlık olmaktan öteye geçmediğinde, çevremizdekilere anlatmadıklarımızı oralarda paylaşınca 'paylaşım'ı tam da özümseyemediğimizi düşünüyorum.

Defterlerle ilgimi anlatayım istedim bu yüzden, şimdiye kadar yüklesen eğride seyreden samimiyetimiz hep olsun diye:

En eski defterlerimden biri.
Günlük.
Hiç bir zaman düzenli tutamadım.
1 ay aralıksız yazmış ve bırakmışım. Çünkü takıntılıyım/dım, bir gün atlarsam yazamam :)



Hatıra defteri.
Desenli bulamamışım, ben süslemişim.
Sibel Can diye bir arkadaşım vardı evet ^^


Lise hatıra defteri.
Her dönemde hatıralara değer verendim.


Bu defterin hikayesi ise burada ve burada.
Günlük diyemem, deneme de değil, sadece güzel anlar da yok, benden bir şeyleri barındırıyor.
Arkasında okuduğum kitap listeleri.


Zaman zaman oraya buraya bir şeyler çizdiğimi farkedince bu deftere ihtiyacım olduğunu anladım.
Karalama defteri.


Hediye defter, pek severim.
Kuzenimin -kuzen demek çok sığ kalıyor onun için kardeşyarım- bize dair notlar tutmamız için bana hediyesi.
Kıymetli.


Ben ve yanımdakilerin 'O an'a dair notları.
Anı biriktirme defteri.


Konuşma, seminer notları.
Arkasında blogda yazacaklarım, kitap tavsiyeleri gibi listeler. -arkaları doludur defterlerimin-
Çizgisiz sayfalarına yazmayı seviyorum.



 Defterlerinizle barışın.
 Güzellikleri yazalım, güzelliklere vesile olalım.
 Muhabbet ile.

5 Eylül 2012 Çarşamba

Kitap Yazamadım, Ama Çizdim.


* Çok kişinin 'kitabımın çıktığı zamanlar' diye hayalleri vardır diye düşünürüm ben. Yani yazmayı seven biri olarak -ben- kitap yazabilmeyi çok sık hayal ederim. 'Belki bir gün, bir yerde, kitabımı imzalarken ... ' Eda Eda uyan hadi!' gibi mesela ^^
* Okumak da ayrı bir nimet. Okuyabilmek, okumanın hakkını verebilmek bambaşka. 'Oku!' emrine ilk muhatap olan en güzel Okuyucunun(s.a.v) bildiğimiz anlamda okuma-yazma bilmediğini düşünmüş müydünüz hiç? Bunu düşününce Metin Karabaşoğlu'nun 'başka türlü okumalar' tabiri geliyor aklıma.
* 'Ne ola ki başka türlü okumalar?' deyip bir düşünün bakalım. Sonra da gidip bir Oyuncak Tamirhanesi kitabı alıp tefekkürle okuyun.
* Bir de çizmek diye bir güzel eylem var. Tabi çizebilmek de var. Ve benim gibi güzel çizebilenleri kıskananlar var bir de.
* Ben güzel yazanları da, güzel okuyanları da kıskanıyorum gerçi.
* Biliyorum kıskançlık güzel bir şey değil, gıpta etmeliyim.

Okuyalım, yazalım, çizelim.
Öyleyse bunlarla kalın ve tabii sevgiyle =)