Halim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Halim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mayıs 2014 Cuma

Dua'm : Merhamet

Esselamü aleyküm;

'Ben gittigimde benden iyisi gelsin ey Rabb'im, ben sustugumda benden hayırlısı konussun.' 
-Her Gece Bir Dua / Senai Demirci-



 Sela sesi geliyor hafiften, 'Rabb'im rahmet eylesin tüm giden canlara, aile ve sevdiklerine sabırlar versin insAllah!' diyorum içimden. İçim burkuluyor; bir değil iki değil yüzlerce can giden. 'Soma'daki maden kazasında vefat eden kardeslerimizin ruhuna' diyor hoca. 1 can bu kadar kıymetliyken; böylesine bir kayıbın hesabını nasıl verecegiz?
  Yazılanları, söylenenleri okudukça görüyorum ki; herkes herkesten sikayetçi, aslında herkes kendinden sikayetçi! Herkesin dilinde 'Bu ülkede her is böyle' söylemleri, -bu ülke- dedigimiz kimlerden oluşuyor?
   'Benlik -ben-' öyle öne çıkmıs ki; önceliklerimiz değismis, kendi hatalarımızı görmez olmusuz. Bazı seyler insan canından daha kıymetli hala gelmis!

   Merhamet ya Rabb!
   Kalplerimizi yumusat Rabb'im, senin merhametinin bir parçası bizde olsa böyle kıyıcı olabilir miydik? Yaptığımız islerde önceliklerimiz böyle mi olurdu? Hesabını vermek zor Rabb'im. Bugün Cuma; müjdeliyorsan ya bize: 'Bana dua edin ki; size icabet edeyim.' diye, dua ediyoruz Rabb'im.

   Dua'm; Merhamet Rabb'im!
   Cumamız hayr'olsun.
   Duasız kalmayalım!
17 Receb 1435
Dipnot: Receb-i Şerif devam ediyor, bize düşense nurundan faydalanmak inşAllah.

4 Mayıs 2014 Pazar

Dönme Eyleminin Zorluğu & 'Ben Geldim'

 Esselam,
 Bekar gittim, evli döndüm. Evimizden ilk yazımı yazmanın heyecanındayım. Paylaşılacak öyle çok şey birikmiş ki, kendimi zamanın akışına nasıl bıraktığımı şimdi daha iyi anlıyorum. Yazmayalı yaklaşık 9 ay olmuş, bense evlilik heyecanı, İstanbul'a tekrar dönmeler, yeni planlar, yeni yol haritaları derken zaman kavramımı yitirmişim.



  Eveet, dönmeler zor diyordum. -Nedense- bir açıklama yapma gereği, 'Nereden başlasam anlatmaya' hissi, 'Dur bi' şu düğünü de atlatalım' telaşeleri bir türlü yazamamama sebepler. Ne gereği varsa bunların, deli bu işte! İlla ki tam olsun hissi, yapmamaya engel oluyorsa, eksik olması ondan daha mı iyi acaba?

  Kafamda deli sorularla yazmalarıma devam etmeyi ümit ederek ayrılıyorum.
  Gününüz hayr'olsun ^^
  Pazartesiniz haftanın bereketi olsun.

Dipnot: Yazacağın diye söz verip yazamadıklarım için, yorumlarına dönemediklerim için, 'Nerelerdesin' deyi halimi hatrımı soranlara cevap yazamadığım için özürlerimi bildiriyorum.

16 Temmuz 2013 Salı

Bir Mor Nişan / *E

26 Mayıs 2013'e dair.
Nişan kelimesini yüzükle anmak,
Yüzüğün işaret ettiği anlam,
Geleceğe dair güzellikler.


 Hayalimdeki nişan merasimi öyle büyük, abartılı olmamıştı hiç. Bana göre nişan bir iz/işaret olmaktan öte düğün tadında bir organizasyon değildi çünkü. Ancak, nispeten bizim nişanımız da küçük bir organizasyon olamadı. Sebeplerimiz vardı zira:

 Benim annem 6,babam 4, Evrenin annesi 9, babası 4 kardeş olunca, geniş ailemizi ağırlamak güçleşti. Durum böyle olunca ben de hep görüp özendiğim kır düğünlerinin fotoğraflarına daha detaylı bakmaya başladım. Düğünümüzün müsait olup olmayacağı, açık havada olsa da ben organizasyonla bizzat ilgilenemeyeceğim için, bu hayalimi nişanda gerçekleştirebilirim diye düşünürken, baktım ki bahçenin hali gözümde canlanmaya başlamış. Ve her detayıyla bizzat ilgilenebildiğim bir nişanımız olmuş. Öyle ki artık, son saatlerde 'Eda artık git, tamam biz hallederiz.' diye kızmaya başlayanlar olmuş/tu.


  Fotoğraflarımızın anısı olsun istedim, zaten çok sevdiğim bir ortam olan ananemin evinde çektirdik. Doğallık ve anılara çok fazla değer vermem anılı ve bol gülümsemeli fotoğraflara kavuşturdu bizi.
*Çiçeklerimizi ben hazırladım.


 Hediye olarak mendil dağıtmayı istedim, el emeği olmalıydı; verdiğim değeri bu şekilde ifade edebildiğimi düşündüğümü söylerim hep. El boyaması mendillerimiz dağıtıldı.
*Mendillere dair detayları, ve anıları ayrıca anlatacağım inşAllah.


 Kıyafetim abartılı olmamalıydı, sadelik her zaman güzeldi. Bu sebepten dümdüz bir elbise diktirdim, ve üzerine pelerinimi kendim diktim. Zaten özel gün diye diye verilen kucakla paraya da üzülürdüm. Her şeye bir parça kendinden katmak mutluluktu.


  Düğün/nişan organizasyonlarında şaşalı masalar, kocaman çiçekler, şamdanlar gibi detaylar samimiyetsiz geliyordu, çoğunlukla yabancı bloglarda gördüğüm 'dıy wedding'ler ilhamım oldu çoğu zaman. Bahçeden toplanmış mis kokulu çiçekler -zambaklar, güller-, annemin kavanozlarını kurdelalayarak koyulunca pek tatlı olurlardı. Pazardan aldığım mor parçalar bittabi masa örtüsü olabilir, çuval kumaş da dekor olabilirdi. 

  Mor konseptin nasıl oluştuğunu anımsayamıyorum aslına bakarsanız :) bir kaç şeyi beğenirken elim mora gitti sanıyorum, sonrasında mor olursa tercihim diyerek çok fazla zorlamadan buldum çoğu şeyi.


Nişan hatıralarımız hatıra perdemizin önünde olsun istedik.
Yine pazardan aldığım siyah parça kumaşı boyadım.


 Yüzüklerimiz tepside değil de, yastıkta dursunlar istedim. Ebrar'ımın eline de pek yakıştı.
*Yastığın hallerini de detaylıca anlatacağım inşAllah.


Hayallerimi gerçekleştirmek için yeterince istemem yetiyormuş, ve tabi sevdiklerimin de hayallerimi kabullenip 'Hadi o zaman yap bakalım, biz nasıl yardım edelim?' demesi en büyük desteğimmiş ^^

Hayalsiz kalmayasınız.
Huzurlu sofralarınız olsun!
*Ramazan'8 1434


5 Mayıs 2013 Pazar

Haftasonumuz Köylendi!

 Köy kelimesine ve barındırdıklarına sevgim aşikar!
 Köyümü biliyorsunuz, hani şu mavi kapılı evimizin ve ananeciğiminle dedeciğimin yaşadığı yer.
 Bu yıl hafta içimle hafta sonum karışmışken, ve bu hafta derslerimin iptal olduğu haberini almışken köye uğramaktan ziyade köyde kalmak fikrini sahiplendik. İtiraf etmeliyim ki kış mevsiminde bu fikri sahiplenmek hayli zor oluyor, yaz gelsin diye bekliyoruz.

  Köye böyle methiyeler yağdırsam da, köy yaşamının zorluğunu da inkar edemiyorum. Kışları dişlerim takırdaya takırdaya dolaşırım sobanın olduğu odadan çıkarsam mesela. Bir tatlı yapmaya kalksan bakkalındaki satılanlar arasından seçim yapmakta öyle zorlanırım ki mesela (!) :) -evet çok büyük zorluk- Kışları sabah uyandığımda sobanın sönmüş halini gördüğümdeki hüzün mesela. Öyle ya da böyle, köydeki evin yerine bir gün 'modern' bir ev yapılma planları canımı sıkmıyor değil. Mavi kapı önündeki fotoğraf hayallerimi hala pamuklara sarıp saklamaktayım.

  Belki de sürekli oradaki anları dondurma isteğim bu sebepten. Öyleyse köyde dondurulmuş anlara gidelim. 
  Oturmuş ders çalışıyorken köyde, şu üzüm bağının güzelliği gözüme ilişti. Bazen etrafımdaki güzellikleri görmekte geciktiğimi farkettim yine ve yine. Biraz daha keşfe çıkmalıyım düşüncesiyle kalktım. -Zaten hep öyle olur ya, ders çalışırken en güzel fikirler gelir ya :) -


Bahçıvan bahçe işlerini yapan kişiye denir aslında ama, bizim köyde buna bahçıvan diyorlar.


Bu da sevgili Torluk
Başka yörelerde torluk, odun kömürü yapmak için yığılmış odun şekline deniyormuş, ama bizde bu mısır saklamak için yapılmış yapıya torluk deniyormuş kadim zamanlarda. Bir de kotera diyenler de varmış.

Fotoğraftaki kuzenlerimi bulun! Bize erik topluyorlar.


 Ve bir adet sevgili Mehmet Selim!


 Ve minik bisikleti.


Dedim ki ben bu tatlı çocuklara birer cake pop vereyim en iyisi. Tatlılıklarına tat katsın :)


Etrafımıza keşfe çıkmalarımız bitmesin!
Sevgiyle kalasınız.

Dipnot: Cake Pops'ların hikayesi bir sonraki yazıda inşAllah. Hazırlık mı var ne?

1 Nisan 2013 Pazartesi

'O an'larımız Olacak

                                                   31 Mart 2013 / 19 Cemaziyelevvel 1434
Hayatımızın bir aşaması daha güzellikleriyle geldi.
Başlangıçların tazeliği diyorum yine.
Başlangıçlarımız eksik olmasın!

Muhabbet ile.

Dipnot: Uzun zamandır dua istememiştim, dularınıza dahil olmak isitiyorum. 

14 Mart 2013 Perşembe

Samimiyeti Hissetmek Diyorum; Güzel Şey!

  Blog yazmaya başladığımdan bu yana çekilişlere hep mesafeli oldum. Emirvari sıralanmış bir takım görevlerden sonra sıraya girmek gibi şeyler samimiyetsiz geldi çoğu zaman. -istisnalar var tabii- Ve gelen hediyeleri sergilemenin de reklam yaparmış gibi olduğunu hissettim bazen.

   Zaman zaman samimiyetini bildiğim bloglarda çekilişler gördüm, belki olabilir dedim ben de hiç bir şart koymadan çekiliş yapsam da hediye etme sünnetini yerine getirsem mi diye düşündüm düşündüm, sonra sevmediğim çekiliş yazılarından gördüm yine, vazgeçtim.

  Yine bir gün samimiyetini bildiğim -bu bilme, bir nevi hissetme aslında, nasıl olduğunun farkında varmadan olan- birinin, -hani şu hamarat olan Hamarat Kedi- tatlı çizimlerinin de içinde bulunduğu blogunun 1. yılının mutluluğuyla bir hediye çekilişi düzenlediğini gördüm, dayanamadım ve yorum yazdım. O çizimleri öyle içten istemiş olmalıyım ki, bir gün sevgili Aynur'dan bir mesaj geldi; meğer kazanan benmişim. Tam da internete girmediğim zamana denk gelmiş çekiliş sonucunu yazdığı yazı, yoksa ben kaçırır mıydım? -sevdiğim blogların her bir yazı güncellemesini okumaya çalışırım sevgili okuyan- sevmek, sevgi, sevgili ne güzel kelimeler.


 Aynur'un hediyeleri elime ulaşıp, kucakladığımda bir çekiliş süreci ne kadar içten olabilirmiş, bir kutu nasıl samimi bir arkadaşından hediye almış gibi düşünülerek hazırlanabilirmiş görmüş oldum ^^


 Ve 1. olarak uzun zamandır olan çekilişlere katılmama kararımı, ardından da gelen hediyeleri sergilemek reklammış gibi düşüncemi aşmış oldum. Zira böyle incelikleri anlatmasam olmazdı; ve dahi güzellikleri anlatalım güzellikler artsın inşAllah diyorum.

İçtenliğinizi kaybetmeyesiniz.
Muahbbetle ^^

Dipnot: Sizin göremediğiniz daha başka tatlılıklar da var aslında, onlar da bana kalsın. Aynur'cuğum teşekkürümü bir de buradan yapmalıydım!

12 Mart 2013 Salı

Defterlerle Aramız Bozulmasın!

'Demek yazmak bu işe yarıyordu! Birisinin öldükten sonra bile seninle konuşmasına imkan veriyordu.'
Aşkın Kimya'sı-Muriel Maufroy

 Defterlerle aram küçüklüğümden bu yana iyi, yazmakla olan ilişkim için aynı şeyi söyleyemem ama. Bilmiyorum böyle söylemek kendimden yükümlülüğü atmak mı oluyor ama, daha önce bahsettiğim çizmek ve kitaplar konularındaki sitemimi bu konuda da düşünüyorum zaman zaman, bana hiç bir zaman yazmanın güzelliğini anlatan biri olmadı, kompozisyon ödevleri hep işkence olmuştu. Aslında bunlar hep bu modern hayata ayak uydurma, sınav odaklı çocuk yetiştirme hengamelerinin bir yansımasıydı, ben de buna kurban.

 Neyse ki bu halin farkına vardığım bir dönemim oldu da yazmaya vermem gereken değeri anladım. Gerçi bugün herkes bir yerlere bir şeyler yazar durumda. Ama benim istediğim yazdıklarımın bir özel hayat parçalanması, anlık ifadelerin feysbuk, tuvitir zaman tünellerinde kaybolmasından ziyade hisler, düşünceler, teşvikler. Bu yüzden blogun yeri, diğer hesaplarımdan farklı, onlar donsa da burası donmuyor.

  Sosyal medyayla arama mesafe koyunca defterlerle aramın iyileştiğini hissetmek, bana bazı kararlar aldırıyor. Paylaşmak güzel evet ama paylaşımlarımız anlık olmaktan öteye geçmediğinde, çevremizdekilere anlatmadıklarımızı oralarda paylaşınca 'paylaşım'ı tam da özümseyemediğimizi düşünüyorum.

Defterlerle ilgimi anlatayım istedim bu yüzden, şimdiye kadar yüklesen eğride seyreden samimiyetimiz hep olsun diye:

En eski defterlerimden biri.
Günlük.
Hiç bir zaman düzenli tutamadım.
1 ay aralıksız yazmış ve bırakmışım. Çünkü takıntılıyım/dım, bir gün atlarsam yazamam :)



Hatıra defteri.
Desenli bulamamışım, ben süslemişim.
Sibel Can diye bir arkadaşım vardı evet ^^


Lise hatıra defteri.
Her dönemde hatıralara değer verendim.


Bu defterin hikayesi ise burada ve burada.
Günlük diyemem, deneme de değil, sadece güzel anlar da yok, benden bir şeyleri barındırıyor.
Arkasında okuduğum kitap listeleri.


Zaman zaman oraya buraya bir şeyler çizdiğimi farkedince bu deftere ihtiyacım olduğunu anladım.
Karalama defteri.


Hediye defter, pek severim.
Kuzenimin -kuzen demek çok sığ kalıyor onun için kardeşyarım- bize dair notlar tutmamız için bana hediyesi.
Kıymetli.


Ben ve yanımdakilerin 'O an'a dair notları.
Anı biriktirme defteri.


Konuşma, seminer notları.
Arkasında blogda yazacaklarım, kitap tavsiyeleri gibi listeler. -arkaları doludur defterlerimin-
Çizgisiz sayfalarına yazmayı seviyorum.



 Defterlerinizle barışın.
 Güzellikleri yazalım, güzelliklere vesile olalım.
 Muhabbet ile.

8 Şubat 2013 Cuma

Örgüden Hiç Anlamam ki

'Üzerindeki yeleği de sen mi ördün Eda yoksa?' sorularını 'Ben örgüden hiç anlamam kii!'lerle geçiştirsem de, kış ritüellerine örgü mevzusunu da eklemek lazım diyorum, ve elime aldığım iplerle en basit ne yapabilirim, ne yapsam hatalar belli olmaz diye düşünüyorum.

 Küçükken yaptığım el bezi ve lifler geliyor aklıma.
 Naif. Ve de masum. Ve de delikli. Ve de renkli. Çünkü artan iplerden.
- 'Küçükken her şey daha güzeldi'ye bağlamayacağım merak etmeyin.-

 Çocuklar diyorum yine, çok tatlı değiller mi sizce de? Mesela Ayça(3).
 'Annenle bize del tamam mı Eda abla, dörüşürüüz.' diyen bi' çocuk için başka nasıl bir yakıştırma bulabilirim?


Mesela Ebrar.
Büyüdüğünü fark edip edip, küçücükmüş gibi kucağına alıp sevebildiğin bi' tatlılık.


Aaa ben yine onlara bi' şeyler yapmışıım.
Güle güle kullansınlar o zaman.
Ben de bir cee ee deyip kaçmış olayım ^^ Hoşça bakıyorsunuz zatınıza diğmi?

Dipnot: Aslında Ayça'daki Ebrar'ın, Ebrar'daki Ayça'nın bandanası, öyle olmuş yani.

8 Ocak 2013 Salı

Bir Kış Ritüeli : garç-gurç

 Kışa güzellemeler, kara övgüler yazasım var.
 Sahi ben kışı pekâla seviyorum. Kerâhat vaktini değerlendirebilmenin kolaylığını mesela, güne mayışmadan başlamanın güzelliğini ve kış gününün kısalığına rağmen uzunluğunu, gecesinin bi' hayli tatlılığını. 


 Dışarıdaki kar seremonisini bir de, bakıp bakıp 'Aa Ebrar baksana ne kadar hızlı ve lapa lapa -isterseniz pala pala da olabilir- yağıyor kar, anne bak ne güzel güneş açtı.' demeyi de tabii. 


Kat kat giyinmeyi sonra, annemin 'Eda o kadar şeyin içinde nasıl sıkılmadan durabiliyorsun.' sorusuna gülümseyerek 'Seviyorum.' demeyi. Dışarı çıkarken eldivenimi, atkımı kuşanıp kendimi her zorluğa hazırım dercesine kendinden emin vaziyette buluşumu. 


Soğukta yürümüş yürümüşken bir andan sıcak bir dükkana girdiğimde gözlüklerimin buğulanışını, gözlüğümü eldivenimi çıkarıp rahatlamış halde selam verişimi bir de. 


 Nasıl unuturum, yolda yürürken çıkan garç-gurç sesini tabii.
 kış fotoğraflarımı paylaşmayı bir de. 
-özlemişim-


Bunları hissedebilmek için 'yavaşla'mam gerektiğini hatırlatan kitapları da.




Kar ritüellerini şenlendiren, mutluluk sebepleri.


Kar ritüelleriniz olsun.
Tüm bunlar böylesine güzelken, kar/kışın üşümek, korku ifade ettiği insanların olduğunu düşünmek, hayatlarının sadece evden karı izlemek kadar güzel olmadığını bilmek, kar ritüelimize eklememiz gerekenleri hatırlatıyor.

Sevgimiz eksik olmasın.

3 Ocak 2013 Perşembe

Tazelik


* 2013 takvimlerimize, ajandalarımıza kondurduğumuz özel zamanlar, kandiller, oruçlar, planlar, işler, doğum günleri.
* 2012'de ne yaptım, 2011 biterken 2012'de neler yapacağım diye söz vermiştim kendime, ne kadarını yaptım? Neler öğrendim? Kimlerle tanıştım? Tanıştıklarım -arkadaş,öğretmen,hoca,okuduğum yazar- nelerin farkındalığını sağladı?
* Okuma hedefleri, gezme istekleri, güzel insanlarla program yapma planları, zamanın kıymetini bilme sözleri.
* Ve yılın ilk cumasından, en güzel dualarımızı, temennilerimizi edebilmenin sevinci. Hayr'olsun!

 Başlangıçların tazeliği ve güzelliğinden hep bunlar.

Mutlu mu yıllarmış karar verelim hadi ^^

Dipnot: Fotoğraf; yılı mutlandıran zamanın birinden.

13 Temmuz 2012 Cuma

Ramazana 7 Kala

  * RamazanÖzlemi diyorum; O bizi, biz de onu özledik. Şehirdeki herkes aynı sofraya oturuyormuşcasına coşkuyla hazırlanan sofraları özledik. Birlikteliği özledik.

 * Şabandayız ne mutlu ; Ramazan özlemini sayıklarken Şabanın feyzini unutmamanın duasını da ediyorum. Zira Şaban çok kıymetli, Peygamberimizin ayı, ve Ramazandan sonra en çok oruç tuttuğu ay.

   * RamazanNotları var bir de; Defterimde, blogumda, dilimde Ramazana dair anektodların olmasını özlediğimi söylüyorum zaten ne zamandır. Şu durumda blogumda olmaya başladı bile :)

Vee..

* Haftaya bugün Ramazan! ; Hep daha güzeli, hep daha maneviyatlısı, hep daha tefekkürlüsü, hep daha hislisi için dua vakti artık. Ve başlangıç olması için; tam da şu videoda bahsettiği gibi yeni başlangıçlar için 30 gün yetiyor. Yeni güzellikleri huy edindiğimiz Ramazan olsun inşAllah.

Güzel dualar düşünün ^^
Hoşça bakın zatınıza.

8 Temmuz 2012 Pazar

Şeftalili Cheesecake'imsi Bir Şey

 Delibu tarif vermeye kalkarsa;
 Bu heveslerin sebebi hep mutfaksever, becerikli ev arkadaşlarım, yoksa benim neyime 16 kat börek, neyime cheesecake yapmak.

 Ev arkadaşımın tarifini hatırlayamayınca(aklımda tarif tutmak hiç huyum değildir), onun yaptığına benzer bir tarif buldum internetten, bir de çok profesyonelmişim gibi modifiye ettim tarifi :) Çıkan sonucu beğenmesem paylaşmayacaktım ama tahmin ettiğimden daha çok beğendim.(kendi yaptığım şeye beğendim demek de olmadı şimdi.)
 
 Normal şartlarda cheesecake seven biri değilim aslında, ama bu tarifin kreması daha hafif oluyor, ve kremayı dışarıdaki hazır satılanlardan daha ince yapmaya çalışıyorum. Üstündeki sosu da kendim yapayım, doğal olsun dedim. Arkadaşım böğürtlenle yapmıştı, ben de evde sadece şeftali bulunca, şeftaliyle deneyeyim dedim.


Pek çekici görünmeyen cheesecake'i paylaşma istediği de nerden çıktıysa :)



Ben gelin oldum videosundaki gelin tadında 'Ben cheesecake yaptııım' diyorum ve gidiyorum.
Tatlı yeyin tatlı kalın inşAllah.
Duayla.

18 Haziran 2012 Pazartesi

Yazmaya Başlayabilmek İçin

..bir dönüş yazısı mı yazmalıyım?

 Yazmak, paylaşmak istediğim, sıraya dizilmiş bir sürü konu varken, bu yazma üşengeçliği de nereden besleniyor, çözemedim doğrusu. Hem de buralarda olmayı bunca özlemişken, paylaşmaya yer ararken..

 Öyleyse giriş babında bir yazı yazmalı dedim. Bir amacı olsa da, ne yazacağımı bilmeden.
  Belki bu kadar ara vermişken, neler yaptığımdan dem vuran;

              Sınav                                                  Okul          
                           Düzce-İstanbul yolculukları                          Ödev
  Vedalar                                                                                                   Kitaplar
                      Hüzünler           Kütüphane               Arkadaşlar
   
   Bunlar oladururken hasretini çektiğim başka şeyler vardı tabi ki. Bu yüzden,
   Belki bu süre zarfında nelere özlem duyduğumdan;

             Paylaşma hazzı                                  Tatlı yorumlar
Fotoğraflarda kaybolmak                     Yazmak-Yazmak     
             Okunmak               Tişörtlerimle haşır neşir olmak               Keçeler         

    Öyleyse gelecek zamanlarda neler yapacağım belli oluyor sanırım :)
    Vaktin kıymetini bilmek duasıyla.

     Dipnot 1: Receb-i Şerifin son 2 günü, gitmeden kıymetini bilmeli.
     Dipnot 2:  Ramazan Notları tuttuğum vakitleri özledim.

26 Mayıs 2012 Cumartesi

[Ne Desem Diğerinin Gönlü Kalır]

 İnsanlar oturmuş 'Bu Delibu napıyor ki' diye düşünüyorlarmış gibi, halim nicedir bir özet geçmek geldi içimden. Sabah Devletşah'ın davetli olduğu bir seminere gidince blogumu güncelleme hissi doğdu heralde :) Şaka bir yana da zorlu bir dönemdi, hala bitmedi ama bugünü kendime tatil ilan ettim. Unutmadaan Devletşah  da pek tatlıydı.

* Dün bitirme projemin sunumunu yaptım, ve bitti. -bugünkü tatilimin sebebi.
* Taslaklardaki yazılarımı bitirmeye fırsat bulamamanın yanında, defterimde de yazmayı istediğim konular beni bekliyor.
* 4 tane finalim var, ve sonra bitiyor, ve ben hala inanamıyorum, ve ben sanırım hüzünleniyorum.
* Özleyeceğim şeyler listesi yapsam, burdan nereye varır hesap edemiyorum.




 * Ve farkettim ki, kafamı toparlamayı unutmuşum :)

 * Son sınıfım dediğimde 'Lise son mu?' diye sorsalardı, 'Sen de mi mezun oluyorsuun?' diye beni küçük görseler de ben de mezun oluyorum sanırım. 

  Dipnot: Küçük görünmeyi seviyorum. 

Duayla kalasınız.

1 Şubat 2012 Çarşamba

Kar'lı Günlerime Yenilerini Ekledim.

..mutluluğuma mutluluk kattım.

Benimle aynı duyguları paylaşan sevgili  kırmızı Angry Bird;


Camdan baktığımda gördüğüm görüntü;


Ve kara gömülmüş ben;


Mutluluk için yetmez mi?
Yetti.

16 Ocak 2012 Pazartesi

Bana Bir Rahatlık Yazısı Yazmak Düşer

  Es-Selamü Aleyküüüm,

 Ü'leri falan uzatayım da coşkulu bir giriş olsun, O'nun adıyla başlamanın yanında :)
 Bir üniversite öğrencisi ne zaman rahatlık yazısı yazar, tabi ki finalleri sona erince. Her ne kadar twitter'da bu ilanımı gerçekleştirmiş olsam da, burada da paylaşmadan edemedim. Bu kez baya bir sıkıldım final döneminde, zira neredeyse final ayı olacaktı. 30 aralık gibi çalışmaya başladım ve 16 ocak bitişti. E hal böyle olunca aralarda bir kaç faaliyet yapmadan olmadı (Çizmeli Kedi'e gittim mesela, çok keyifli, gidin derim), 1 hafta geçtiğinde evde ders çalışmadan durmak bile sıkıntı vermeye başlamıştı. Velhasılı kelam öyle böyle, bir final maratonun sonuna gelmiş bulunmaktayız.

  Ve bitiş çok 'yaşasın'lık bir haldi. Sınava giderken yollarda, havada bir parça kar yokkeeen, dönüşte garç gurç etmeye başlamıştı bile yollar :) Sınavda bir an camdan baktıım, 'Aaa!' dedim, sesim fazla çıkacak diye korktum, 3 saatlik sınavıma geri döndüm.

   Kar sevinci yaşayanları eleştiren, bazen küçümseyen bir grup var sosyal medyada. 'Noldu ki şimdi, hiç mi kar görmediniz.' tadında insanlar. Gördük, ama her gördüğümüzde hiç görmemiş gibi şükür içinde sevinebiliyoruz, mutluluk sebeplerimiz var, noldu kıskandınız mı? Güzel şey kar vesselam, çok şükürlü bi'şey. Yağarken kafanızı kaldırıp göğe baktığınızda bu şükür aniden gelecektir, zira o aheng başka hiçbir şeyde yok.

   Karın tadına varın.
   Karı sevin.
   Karın kıymetini bilin.Şükredin.
   He bir de sevgiyle kalın. ^_^

9 Aralık 2011 Cuma

Hayatı Ertelermişim, Ama Artık Öyle Değilmiş.


  Evet sınav döneminden bahsediyorum. Aslında sınav dönemi denen şey yok bizim okulda, bütün dönem sınav dönemiydi bu yıla kadar. Bu yıl sınav az, ve hepsi bir arada olunca 1 hafta içine toplanmayı başardılar. Ve benim de nur topu gibi bir sınav dönemim oldu.

  Evet korktum.
  Düzen seven, öyle ki bünyesi bile düzensizliği kaldıramayan (uyku yemek düzeni bozulunca anında başı ağrıyan) bir kişi olarak sınavlara günler öncesinden başlamam gerekirdi. Zira ben hayatında hiç sınav için sabahlama fedakarlığında bulunmayan, düzenli 6 saatlik uykusundan ödün veremeyen biriydim(yine vermedim o ayrı :). Belki de sabahın nurunu kaçırmak istemeyişimdi bunu sebebi. Zira Efendimizin de 'Sabahın erken saatlerinde bereket ve başarı vardır.' müjdesi vardı.


 Bu yüzden günler öncesinden başlardı, hayatı erteleyişler. 

 Arkadaş teklifine 'Hayır gelemem, haftaya sınavım var.'
 Özel ders verdiğim öğrencime 'Gelemeyeceğim, sınavım var.'
 Bazı derslere 'Sana da gelemeyeceğim ders, sınavım var.'
 'Çamaşırları yıkayıp asamam sınavım var.'a kadar gidiyordu bu liste.

 Çünkü çalışmam gereken vakti verimli değerlendiremediğim için, başka şeyler için geçirdiğim vakitler gözüme batıyordu. Ve hayat ertelenmeye alışıyordu sanki.
Ve bunca ertelemeden sonra, tabii hayatım allak bullak oluyordu, psikolojim de.
 -------
 Bu sınav dönemi farklı olmalıydı her şey.
 Yine sıkıldım başta. Derslerin yanında insanların da üstüme geldiğini hissettim. Bir yanım bu dönem çok zor geçecek sanırım derken, diğer yanım 'Hayır, tüm bunlar her zaman yanında olanın sadece O(c.c) olduğunu hatırlaman için bir vesile.' demeyi başardı. Ve bunu dedikçe derdimi sevdim, bunu dedikçe hayatı ertelemeyişin değerini anlamaya başladım. Rabb benin iradem dışında bana lütufta bulunuyordu. Özel dersi ekmedim, derslerimi ekmedim, işlerimi zamanında yapmanın mutluluğuna vardıkça ertelemedim.Tek yapmam gereken biraz daha fazla tefekkür/müş ve sadece O'na iç dökmek.

 'Ve sınavlarım mükemmel geçti.' demeyeceğim tabi (Boğaziçine geldiğimden bu yana bu cümleyi unuttum.) Ama benim için bu dönemin nasıl geçtiği de önemliydi, her anımın hesabını vereceğim düşüncesiyle. 
 Ve sınav saatleri bile istediğim gibiydi sanki, her zaman tam 17.00'de başlatan hocalar, sanki sizin namazlarınız sıkışmasın der gibi (ki hiç böyle bir düşünceleri yok) 17.15 gibi başlayalım dediler. Ve ben Rabb'e bir daha şükrettim.


 Şimdi ise ödevlerim olmasına rağmen bu yorgunluğu atmanın tadına varıyorum.


 Evet buraya kadar sabredebildiyseniz, abartılmış bir sınav dönemi yazısının sonuna geldiniz. Bir dahaki dönemlerde görüşürüz inşAllah :)


 Sevgiyle kalasınız.


26 Kasım 2011 Cumartesi

İlk Röportaj - İlk Gözağrım :)

  'Basında Delibu' falan mı yapmalıydım başlığı yoksa! :) Sadece şakaydı.
  Gerçi 'İlk röportaj' da iddialı oldu. Sanki herkes sırada bekliyor röportaj için :)

 Geçen cumartesi bahsetmiştim, güzel bir haber aldım diye. Röportaj yayınlanmıştı, fakat ben gazeteyi bulamamıştım, dolayısıyla daha görememiştim. Bir saat önce kapı çalınca açmadan anladım geldiğini. Sevgili Saliha'nın vasıtasıyla adım atmış olduğum bu iş, yine onun vasıtasıyla elime ulaştı. Teşekkürlerimi her yolla yapmayı bir borç biliyorum kendisine :)







Sevgili Saliha inceliğini yine gösterip, iki güzel kitabını da eklemiş kargoya :)


Hoşça bakın zatınıza.