30 Aralık 2010 Perşembe

-KORO-


Hüzün, sinir, öfke, sitem benzeri bir sürü duyguyu aynı anda yaşamama sebep film!
Eğitimci olmayı istemeyip, eğitimci olan kusura bakmayın ama aptal, giyinip kuşanıp, burun kıllarını kesmekten başka hiç bir şeyden anlamayan bir müdürün diktatörlüğündeki sevimli çocukların dramatik öyküsü.
 İzlerken 'Ya nasıl olur?' 'Bu yapılır mı?' 'Bu ne işe yarar ki, azdırmaktan başka!' cümlelerini sık sık tekrarladım doğrusu.
'Aksiyon-reaksiyon' muş ilkeleri peh! Aksiyon olumsuz olduğu sürece reaksiyon hiçbir zaman olumluya dönmez, neden dönsün ki?
 Bir çocuk yaramaz doğmaz(hiperaktivite vs. başka bir olay)!
Bir çocuk aptal doğmaz, mutlaka geliştirilecek bir yönü vardır, matematikten ya da fizikten anlamak zorunda değil!
Bir çocuk cevherdir, keşfedebilene!
Bu duyguların üstüne, bir izleyin de düşünün derim, hepiniz öğretmen olmayacaksınız belki ama çoğunuz bir anne ya da baba olacaksınız ya da öylesiniz.
İyi seyirler ola.
Keşfedilecek cevherlerimiz çok:)


Bu da bir fotoğrafsever olarak, en beğendiğim sahne.

Kalem aşkı.


Kalemlerle aram iyi,
hele rengarenk stabilolarla çok iyi,
rengarenk demişken,
renkleri severim, ama lacivertin yeri ayrı :)
   

Bir Zarfa Ne Kadar Mutluluk Sığar?

    Mektup.
    Bazı konularda 'geri kafalı' denilmesine hiç aldırış etmediğim gibi bu konuda da aynı soğukkanlılıktayım. 'Artık mektup mu kaldı.' cümlelerine inat, mektup yazmak inanılmaz derece anlamlı ve eğlenceli benim için.
    Mektup, duyguların en saf haliyle kağıda döküldüğü ana şahit,
    Mektup, 40 yıl sonra bile seni mutlu edebilecek vefaya sahip,
    Mektup, kilometrelerce ötedekiyle aranda patika.
    Mektup, çok şey vesselam :)

     Karakterlere sığdırılmaya çalışan 'sms'lerle, 'mektup' nasıl karşılaştırılabilir ki? Mektuptaki harfin şekli, yazının düzeni, düzensizliği bile çok şey anlatır karşıdakine, oysa mekanikleşmiş karakterler öyle mi?
    Ortaokuldayken, en yakın arkadaşımla(nam-ı diğer Kankim:)  mektuplaşırdık, ne hoş olurdu. Ve her bir mektupta bir süpriz olmalıydı. Bu konuda benim işim kolaydı, O'nun çok sevdiği bir sanatçı vardı, onun posterlerini  gözetlerdim, alırdım süpriz olurdu, ama kankim çok zorlanırdı. Benim 'Ben bu sanatçıya hayyyraanım yahu!' dediğim biri hiç olmadığı için sevmediklerimle beni kızdırırdı, işte böyle masum, eğlenceli, duygulu şeydir mektup.
  
  'Mektup' konulu yazıyı yazmana ilham nedir derseniz...
  Hayatımda beni en çok duygulandıran mektuplardan birini aldım dün. Kimden biliyor musunuz hem de, erkek kardeşimden. Sizi, benim arkadaşlarımı şaşırttığı kadar şaşırttı mı bilmem ama beni sınav stres, sıkıntı benzeri şeylerin arasında duygulandırdığı kadar, 32 diş sırıtmama da vesile oldu. Yaklaşık 7 yıldır ailemden uzakta yaşıyorum, ama kardeşimin eve gidişlerimde orda olmasıyla, benimle aynı anda onun da uzakta olması ya da aynı anda eve gitmemiz ya da daha da hüzünlüsü, bazen gittiğimde evde olmaması hiç aynı özlem değilmiş şaşırarak anlıyorum bunu bu yıl.
   ...
   Ve ben bir mektup zarfına neler sığabilirmiş dün öğrendim!
   Bir mektup zafı o kadar genişmiş ki, kocaman bir tebessüm, tarif edilemez duygular ve kucak dolusu mutluluk sığarmış.

   'Mektup'suz kalmayın derim.

25 Aralık 2010 Cumartesi

Başlıyorum, Öyleyse Mutluyum!

        Başlangıca dair herşeyi seviyorum! Bu ne demek şimdi?
        Düşünüyorum da; hayatımızda bitişler ve sonrasındaki başlangıçlar olmasaydı, hayat ne yavan, ne sıkıcı ve ne yorucu olurdu diyorum.Aynı işle, durumla belki de kısmen insanla, aynı şekilde uğraşmaya sebat etmek zor iş.
        Okul hayatımız bir başlayıp belirli aralıklarla hep aynı şekilde ve çevrede devam etseydi, ya da ay, yıl gibi kavramlar olmayıp zaman yenilenmeden akıp gitseydi, yaşadığın yer değiştirilmeseydi vs. (tuhaf geliyor insana) ama  olabilirdi, iyi  ki değil! :) Şükür sebebi! Elhamdülillah :)
        Her dönemin başında olan cıvıl cıvıl 'mutluluk ve umudumun' dönemin sonuna doğru son demlerini yaşayıp, hatta tüketmesine ramak kaldığını hissettiğimde anladım başlangıçlara olan sevgimi. [ Bu her zaman olmayan umut anlarında ne kadar 'şükür' gerekiyorsa, şuan benim yaşadığım gibi umudun son demlerinde de 'sabır' gerekiyor, zor olan bu 'sabrı koruma' evresini tamamladığımda herşeyin yenileceğine O'nun izniyle emin olabilmek güzel duygu. ]
       Başlangıçlar diyordum, ve sonrasında yeni şeyler.. 
       'Tebdil-i mekanda rahatlık vardır.' derler ya, her odamın şeklini değiştirdiğimde bu rahatlığı hissediyorum hakikaten. Hayatıma kattığım ya da çıkardığım ya da farklılaştırdığım en ufak bir şeyle deli gibi mutlu olabilirim, ben buna DD( değişiklik delisi) teşhisini koydum, siz ne dersiniz bilmem.
         Eveet, yakınlarda YENİ bir yıla başlayacağız :) Eski takvimi atıp, yeni bir takvime bakacak olmak duygusunun verdiği mutlulukla yaşıyorum şu sıralar. Aklıma ne geldi, hadi tahmin et bakalım? Tabi ki Sertab Erener'in 'yeni bir 'Kendime yeni bir ben lazım' şarkısı  :)
        
          Yeni'likler hiç eksik olmasın hayatımızdan inşallah, iyi ki başlangıçlar var! =)
 

24 Aralık 2010 Cuma

Güçsüzüm, Gücümsün!

    "Bir Sen duydun beni Ey Rabb'im!
     Sırrımı bir Sen bildin!
     Kendimi lüzumsuz hissederken seccadenin üzerinde, dudağım anlamına yetişemediğim kelimeler için oynarken,
     Sen beni söylediğimden fazlasıyla duydun,
     Söyleyemediğimi de, dile getiremediğimi de bildin!
     Ruhumu alıp uzaklara gittiğim halde, bir bedenimi bıraktığım halde huzurunda
     Kovmadın beni, yakınlığında tuttun.." -Senai Demirci/Kıl Beni Ey Namaz-

     Şimdi, yalvarıyorum Sana Rabb'im; yakınından uzağa adım atacak gücü al benden! Her daim, Sana atılacak adımlar için güç ver bana, güç ver ki Senin verdiğin güç olmadan, ben güçsüz ,aciz bir kulum karşında, güç ver ki sadece Senin verdiğin güce muhatacım ben..
     Verdiğin güçle hep hayra atılan adımları takip edebilmek duasıyla..
     Verdiğin güçle Hal'imiz Cuma ola, Hal'imiz hayır ola inşallah.

21 Aralık 2010 Salı

İşte Ben Bu'yum!


Pek çok şey tek bir anlık keyif ve yaşam boyu utanç 

sebebidir; oysa fotoğraf tek bir anlık utanç ve yaşam boyu 

keyfi getirir. 

I like Photography ♥