29 Aralık 2011 Perşembe

E O Zaman Huzurlu Ol, Ne Duruyorsun.

 Çok zorlandığım, zamanın bir yandan zor, bir yandan çabuk geçtiği hallerim olur. Kızarım, öfkelenirim, üzülürüm, hassaslaşırım, umursamaz olmak isterim, ama  umursarım, bunca şeyin arasında artık bir dur demem gerektiğini hissederim bu hallere, demezsem isyana doğru gitmekten korkarım çünkü.

 Şu halin farklı versiyonlarını denerken, ve ruhumun daraldığını hissederken;


Huzur kaynağıma gitme vaktinin yaklaştığını hissederim. Bazen rastgele bir yer açayım, okuyayım, ruhuma dokunsun isterim:


Duanın ehemmiyetini hatırlarım sonra, 'Sıkılıyorum, daralıyorum, öyleyse Rabb'den istemeli.' derim:


Ve yine o anımda bir arkadaşım 'Hadi gidelim.' der, ve ben kazaklarımızın uyumunda bile mutluluk ararım:


 Kitapçıya koşar orada soluklanırım sonra; ve yeni kitaplara bakıp mutlu olurum yine:


Öğrencime ders anlatırken birlikte bir kova kuş lokumu yemek de bir mutluluk sebebidir benim için, onun sevmediği naneli lokumları ayırıp bana vermesi de:


Bunların hepsini telefonla fotoğraflayıp, kalitesine bile bakmam. Mutluluk bekletmeye gelmez ki! :)

Sabah itibariyle o sıkıntılı dönemlerden olan ödev dönemini atlatıp, pazartesi başlayan finallerime çalışma dönemine girmiş bulunmaktayım. İkisinin arasında bir molada buluşalım istedim.

Duayla kalasınız..


19 Aralık 2011 Pazartesi

Otobüste Farkettim Ki.

  Haftasonu başkaları için küçük, tipsiz bir şehir olan, benimse olmayı çok sevdiğim bir şehir olan yerdeydim; ailemi barındıran şehirde. Dönüş yolunda yanımda oturan teyzeyle konuşmalı mıyım diye düşünürken ve konuşmamakla sonuçlanırken aklımdan geçenlerin yansımalarından bahsedeceğim.

  Düşündüm de; 8 yıldır düzenli şehirler arası yolculuk yapıyorum. Lise1'de Ankara yolunda buldum kendimi. Şimdi lise1 öğrencileri gözüme küçük geliyor, meğer ne küçükmüşüm ben de diyorum. Küçük halimle ailemden uzakta olmak zor gelmiyor değildi tabi, bu sebepten 2 haftayı geçirmezdim eve gitmek için. Müdür yardımcımızdan cuma günü son derslere girmemek için izin istediğimde; 'Eda şu camdan seslensem ailen duyacak kadar yakın, gidip napacaksın?' diye dalga geçerdi benimle. Ama bana cuma akşamı gidip pazar öğlen dönmek bile iyi geliyordu. Lise1'de ortalama 35 kez falan otobüse binmişimdir sanırım.

 Lise2'de gitmeler azaldı. Hayır hayır alıştığımdan ya da gitme gereği duymadığımdan değil. Dersaneye başladım, Öss maratonu başlıyordu yavaştan. Ama ben yine de dersaneyi asıp gidiyordum. Lise2'de de 20 kez falan otobüs yolculuğu yapmışımdır.

 Lise3 de Öss maratonun tamamen içine girmiştim, az gidebiliyordum. Rehber hocam izin vermediği için eve gidemediğim, ve ağladığım zamanlar olmadı değil. Lise3'e geçtiğim yaz da gidip geldiğim için sınavlardan dolayı, lise3'te de 15 kez falan otobüs yolculuğum olmuştur.

 Bundan sonra artık yolculuklar İstanbul'a olmaya başladı. Ve üniversitede durumlar daha farklıydı, haftasonları da yapılacak şeyler olduğu için eskisi kadar sık gidemiyordum. 5. senemdeyim, ortalama 70 defa falan da üniversitede yolculuğum olmuştur.

 Yani 8 yıldır, yaklaşık 140, gezmeleri falan da dahil edersem 150'yi aşan yolculuk hallerim olmuş. Bunların yarısı arkadaşlarımla yaptığım yolculuklardır,zira lisede de, üniversite de yakın bir şehirde oturan arkadaşlarım vardı.

  Yalnız yolculuk yaptığım zamanları düşünüyorum da, lisedeyken daha çok insanla tanışmıştım. Son zamanlarda yanımda oturan insanla ilişkim 'Merhaba. Geçebilir miyim?' den öteye geçmemeye başladı. Nedir ki sebebi?

* Birinci ihtimal; lisede küçüktüm, şirindim. İnsanlar bu çocuk nereye gidiyor diye merak ediyorlardı, ondan konuşuyorlardı.
* İkinci ihtimal; o zamanlar daha konuşkandım.
* Son ihtimal; artık herkes ya önündeki TV'yi izliyor, ya mp3'ünden bir şeyler dinliyor; yanındakine ihtiyaç duymuyor.

Tam olarak çözümleyemedim, hayırlısı olsun deyip bağlayayım :)

'Otobüs Arkadaşları' yazımda görüşmek üzere :)

13 Aralık 2011 Salı

Mü'minun Süresi'nin Anımsattıları

 Mü'minun süresinin meali çok tanıdık aslında, sık duyduğumuz cümleler belki de. Ancak bu cümleler üzerinde bugüne kadar çok da detaylı düşünmemiştim (Meal konusunda daha çok yol almam gerektiğinin farkına vardıran sebeplerden). Mü'minun suresinin ilk 9 ayetinden bahsediyorum; kurtuluşa eren mü'minlerin vasıflarının anlatıldığı; çok iyi bilmemiz ve yaşamamız gereken.

  Kısa kısa nelerden bahsettiklerini söyleyeceğim, tam meali herkes bulabilir diye düşünüyorum.
 * 1. ayette mü'minlerin felaha kavuştukları vurgulanarak başlanıyor; iman etmenin verdiği huzur diye tanımlıyorum ben kendi acziyetimle.
 * 2. ayet bana namazın hayatımızdaki yerini bir kere daha vurguladı. Ve bu ayet sadece namazı kılıyor olmayı değil; huşu içinde (teslimiyet halinde) namaz kılmanın gerekliliğini vurguluyor. Öyle ki; mü'min zaten namazını kılan olmalıdır der gibi.
 * 3. ayet yine 'Ah!' dedirtenlerden. 'O mü'minler ki; boş söz ve işlerden yüz çevirirler.
 * 4. 'de zekat vazifesini yerine getirme vurgulanıyor.
 * 5. ise iffet; gün geçtikçe değersizleştirilen kavramlardan.
 * 6.'da ise iffetine sahip çıkan mü'min için evlilik müessesiyle zaten helal dairede her istediğini yapabileceği vurgusu yapılıyor. Sabrın önemini hatırlıyorum ben burada yine.
 * 7. 'Kim bu helal daireden ötesini isterse, onlar haddi aşanlardır.' diye şiddetli bir uyarı yapılıyor.
 * 8. Ve mü'minlik vasfının olmazsa olmazı tabi ki; emanete riayet etmek. Efendimizin Emin olarak tanınması da en önemli yol göstericimiz olsa gerek.
 * 9. Tekrar dinin mihenk taşı diye tanımlayabileceğim namaza dönüş yapılmasının hikmetli diye düşünüyorum.

Ve bu ayetlerin bana anımsattıkları;

 İlk olarak bu vasıfların tanımlandığı ayetlerde bireysel ibadetlerden(namaz dışında) daha çok toplumsal hayatı düzenleyici kuralların vurgulanması dikkatimi çekti. Bizim dinimiz toplumda en huzurlu şekilde yaşayabilecek kuralları bize sunuyor aslında. Biz Kur'anı hakkıyla yaşayabilsek, ticaretle uğraşan, eşlerinin her birine vakit ayıran, 'emin' sıfatıyla tanınan, 'İşçiye altının teri soğumadan ücretini verin.' diyen bir peygamberin dediklerini hayatımıza öncü edinsek; bugün ne kapitalizmin sömürüsünden, ne kadına şidddetten, ne de insanlar arasındaki korkunç sorunlardan bahsediyor olurduk.

 Ve ikinci olarak babamın hep dediği; 'İslam toplumsal hayatın en güzel yaşanması için kuralları koymuştur, kim toplumda sorun çıkartıp her ibadetimi yapıyorum deyip, köşesine çekiliyorsa bana göre İslamı tam manasıyla yaşayamıyordur.' dediği geliyor aklıma. Belki, ince bir çizgi bu, bilemiyorum. Ama yukarıdaki ayetlerde farz olan oruç, hac gibi ibadetlerden önce diğer şeyler vurgulanıyor.Ve biri ben bütün farzları yerine getiriyorum deyip, başka biri hakkında dini yükümlülüklerini yerine getirmiyor diye gıybetini yapıp boş sözler(3)den yüz çevirmiyor, emanet(8) edilene zarar veriyorsa toplumsal kurallarda tökezlemiş oluyor, ve vasıfları yerine getirememekle sonlanıyor bu durum.

 Rabb'im mü'min vasıflarını taşıyanlardan olmayı nasip etsin inşAllah.
 Duayla kalasınız.

12 Aralık 2011 Pazartesi

Sonbahar'ı Ucundan Yakalamanın Sevinci Ve Kırmızı'nın Güzelliği.

 Fotoğraf çekerken ayrı mutluluk, düzenlerken alakasız fotoğrafların yan yana gelmesiyle beklenmeyen uyumun ortaya çıkışının verdiği ayrı mutluluk yaşadığım. Güzel anları topladığım bir kutu fotoğraf. Fotoğraf çekmek anlamlı bende, bazen tefekkür, bazen farkındalık sebebi.

 Ancak bütün bunlar fotoğrafı bende anlamlandırırken, bazen soruyorum kendime; paylaşma isteği neden diye. Onay almak için mi, yoksa alkış ya da güzel iltifatlar. Hayır ben 'Harika fotoğraflar' dendiğinde mutlu olmuyorum, 'Bu fotoğraf beni şuraya götürdü, bana şunu hatırlattı.' denildiğinde hissettiğim sıcaklık kadar. Ortak paydada buluşabilmek için sanırım tüm bu paylaşma isteği.

Haftasonu neler yaptım, paylaşayım o zaman :)

Okulumdaki sonbaharı yakalamanın sevincini yaşadım.








Asprin niteliğindeki sevdiklerimin çiçekleriyle mutlu oldum sonra.




Denizin ve gökyüzünün keyfini çıkardım bir mavisever olarak.



Ve kırmızıyla arkadaş oldum. Güzelliğine hayran kaldım.





Sevgiyle kalasınız :)
Duayla.

9 Aralık 2011 Cuma

Hayatı Ertelermişim, Ama Artık Öyle Değilmiş.


  Evet sınav döneminden bahsediyorum. Aslında sınav dönemi denen şey yok bizim okulda, bütün dönem sınav dönemiydi bu yıla kadar. Bu yıl sınav az, ve hepsi bir arada olunca 1 hafta içine toplanmayı başardılar. Ve benim de nur topu gibi bir sınav dönemim oldu.

  Evet korktum.
  Düzen seven, öyle ki bünyesi bile düzensizliği kaldıramayan (uyku yemek düzeni bozulunca anında başı ağrıyan) bir kişi olarak sınavlara günler öncesinden başlamam gerekirdi. Zira ben hayatında hiç sınav için sabahlama fedakarlığında bulunmayan, düzenli 6 saatlik uykusundan ödün veremeyen biriydim(yine vermedim o ayrı :). Belki de sabahın nurunu kaçırmak istemeyişimdi bunu sebebi. Zira Efendimizin de 'Sabahın erken saatlerinde bereket ve başarı vardır.' müjdesi vardı.


 Bu yüzden günler öncesinden başlardı, hayatı erteleyişler. 

 Arkadaş teklifine 'Hayır gelemem, haftaya sınavım var.'
 Özel ders verdiğim öğrencime 'Gelemeyeceğim, sınavım var.'
 Bazı derslere 'Sana da gelemeyeceğim ders, sınavım var.'
 'Çamaşırları yıkayıp asamam sınavım var.'a kadar gidiyordu bu liste.

 Çünkü çalışmam gereken vakti verimli değerlendiremediğim için, başka şeyler için geçirdiğim vakitler gözüme batıyordu. Ve hayat ertelenmeye alışıyordu sanki.
Ve bunca ertelemeden sonra, tabii hayatım allak bullak oluyordu, psikolojim de.
 -------
 Bu sınav dönemi farklı olmalıydı her şey.
 Yine sıkıldım başta. Derslerin yanında insanların da üstüme geldiğini hissettim. Bir yanım bu dönem çok zor geçecek sanırım derken, diğer yanım 'Hayır, tüm bunlar her zaman yanında olanın sadece O(c.c) olduğunu hatırlaman için bir vesile.' demeyi başardı. Ve bunu dedikçe derdimi sevdim, bunu dedikçe hayatı ertelemeyişin değerini anlamaya başladım. Rabb benin iradem dışında bana lütufta bulunuyordu. Özel dersi ekmedim, derslerimi ekmedim, işlerimi zamanında yapmanın mutluluğuna vardıkça ertelemedim.Tek yapmam gereken biraz daha fazla tefekkür/müş ve sadece O'na iç dökmek.

 'Ve sınavlarım mükemmel geçti.' demeyeceğim tabi (Boğaziçine geldiğimden bu yana bu cümleyi unuttum.) Ama benim için bu dönemin nasıl geçtiği de önemliydi, her anımın hesabını vereceğim düşüncesiyle. 
 Ve sınav saatleri bile istediğim gibiydi sanki, her zaman tam 17.00'de başlatan hocalar, sanki sizin namazlarınız sıkışmasın der gibi (ki hiç böyle bir düşünceleri yok) 17.15 gibi başlayalım dediler. Ve ben Rabb'e bir daha şükrettim.


 Şimdi ise ödevlerim olmasına rağmen bu yorgunluğu atmanın tadına varıyorum.


 Evet buraya kadar sabredebildiyseniz, abartılmış bir sınav dönemi yazısının sonuna geldiniz. Bir dahaki dönemlerde görüşürüz inşAllah :)


 Sevgiyle kalasınız.