31 Ekim 2011 Pazartesi

BirİnciSöz ve Hayal Dünyam


Senai Demirci üslubunu sevdiğim yazarlardan.
Birincisöz'ün de üslubunu sevdim,hem de pek sevdim. Bir Risale-i Nur Yorumu diye tanımlıyor kendisi kitabı. Etkileyici bir yorum benim dünyamda. Çünkü bana Kur'an-ı Kerimi nasıl dikkatli okumam konusunda bir uyarı gibiydi. Her kelimenin anlamının ne kadar da önemli olduğu, bu yüzden bir ayet üzerinde ne kadar da çok düşünmem gerektiğini hatırladım. Evet hatırladım, unutuyorum çünkü bazen... 

Bazı kısımlara gözüm fazlaca takıldı. 
"..Yani kişinin afaktan aldığı biligiler, kendine nasıl baktığına göre 'pek fena' ya da 'pek güzel' olabiliyor."
Kendimizi O(c.c)'nun kulu olarak tanımlar ve O'nun adıyla hareket edersek her olay 'pek güzel' hale gelecektir. Yaşadıklarımızda hikmet aramaz isek işte o zaman, her şey 'pek fena bela'lar silsilesine görecektir.

Bir de sepet örneği vardı ki, çok sevdim. Durumu çok güzel betimlemiş.
"Sepet denize dalmışken sanır ki, denizin hepsi içindedir. Sanır ki; denizden aldığı kendine kalacaktır. Sepet dediğin, teni delik deşik bir kaptır; su tutmaz... Sen sen ol 'doydum' deme. Sen sen ol 'oldum' deme. Sana düşen hep denizde kalmaktır. Sende olan denizdendir ama deniz değildir. Sana düşen kendini doldurmak değildir. Denize dal ve orada kal yeter. Sular her daim içinden geçsin yeter, böylece hep temiz kalırsın."
Bazen insan tam da bu yanılgıya düşmez mi, her şeyi bildiğini, ve doğru yaptığını sanır. Azıcık denizden dışarıya bakayım der, ama bir andan o bildiklerinin hepsinin denize düşüverdiğini görür.

Hep denizin içinde kalabilmek duasıyla..
Hoşça bakız zatınıza.

PS: Kuranı anlamak adına bir uyarıcım da şu yazı oldu son zamanlarda, sevgili Kumbaramdaki Kelimeler'in yazarının kaleminden Arapça'nın A'sı.

23 Ekim 2011 Pazar

Ana-Oğul Tişört

  Analı oğullu bir tişört yaptım. İlk anne-çocuk tişörtümü de yapmış oldum böylece :) Arkadaşım kuzeni ve oğluşu için yapmamı istedi, ve beğendiği bir çizim üzerinden yola çıktık, buna vardık.



Hoşça bakın zatınıza.

PS: Hepimizin başı sağolsun. Depremzedelere dualarımızı eksik etmeyelim imşAllah. Van hala üşüyor.

20 Ekim 2011 Perşembe

Dua.


Günlük hayatın karmaşasına takılıp, neler olup bittiğinden bihaber yaşıyoruz. Bihaber olsak da ruhsuzlaşıyoruz. Ruhsuzlaşmamak, daha fazla dua etmek duasıyla.
Keşke canlar gitmese..

16 Ekim 2011 Pazar

16 Kat Börek YaptıK.

  YaptıK kısmı çok önemli burada, zira ben kendim yapmaya cesaret edebilecek nitelikte bir acemi değilim henüz :) Fakat iki tane mutfaksever ev arkadaşına sahip olmam bu cesaret için yeterli sanıyorum. Pazar pazar yapacak iş bulamadık da 2,5 saatimizi börek açmaya ayırdık iyi mi? :) İyi iyi, mutfaksever ev arkadaşlarım, ve dahi bugün yanımızda olamayan diğer ev arkadaşlarım seviyorum sizi. Kaç kişilik bir ev orası diyorsunuz değil mi,  o kadar çok değil merak etmeyin :)

  Eveet şimdi gelelim 16 katlı Gazel böreğimize :) 16 kat kısmını vurguluyorum, sizce de çok önemli değil mi? :)  5 katı bana ait sadece tabi :)

Bilirsiniz yemek tarifi tarzında yazılar yazılarım yoktur pek. Ama bu bizim için bir devrim olması açısından paylaşmadan edemezdim. Bu sebepten ötürü, çok merak eden olursa ve mail atarsa tarifi yazarım.

Böreğimizin hikayesi:










                                     Sevgiyle kalasınız :)

2 Ekim 2011 Pazar

Bizim Evin Halleri

 Evini paylaşan blogger'ların evlerine bakmayı çok seviyorum, özellikle evli olanlar paylaşıyor genelde. Ben de bakıp bakıp 'kendi evim olunca..' diye cümleler kuruyorum. Evimin olmaması yaşam alanımı paylaşmama engel değil diye düşündüm, ben de kendi köşemi paylaşayım dedim :) Malum öğrenci evinde yaşıyorum, ve odamızı bir arkadaşımla paylaşıyoruz. İstanbul'da kira fiyatlarından bahsetmeme gerek yok heralde :) Bu kadar acındırdıktan sonra köşeme gelelim :)


Kapımızdaki isimleri ben 2 sene önce yapmıştım. O zamanlar blogum yoktu :)


 Gelelim grafon kağıttan neler yaptığıma. LOVE yazısı canım desenli grafon kağıtlarımın ürünüdür. Evde kenar köşede mukavvalar buldum, kestim grafonla kapladım ortaya bu çıktı :)
 Bir de yanında gördüğünüz eskiden masamın önünde panom olan, sıkıldığım için artık takılık yaptığım şeyin kenarlarını grafonla kapladım. Dün yarın yayınlayacağım deyince meraklananlar olmuştu, ama pek yaratıcı şeyler değil. Bu muydu demiş olabilirsiniz, anlarım :)


Puantiye sevdası :)




Naçizane kitaplığım. İleriye dair dev kitaplık hayallerim yok değil :)
Raflardaki açılmayan kumbarayı(en üst rafta), kitap ayraçlarımı koyduğum kutuyu(2.rafta), ve alttaki yeşil kutuyu da grafon kağıtlarıyla kaplamıştım. Ama ıslak bir şeyle silinemediği için kötü oluyor.


Şöyle bir yerde çalışmaya çalışıyorum. Hiç bir zaman 'çalışıyorum' diyemedim, büyük iddialarda bulunmam :)



Böyle bir yerde yaşam mücadelesi veriyorum, diyormuşum. Öğrenciye güzel hayat tabi değil mi, öyle diyorsunuz. Doğrudur belki de, bu sene bitince anlayacağım ben de inşAllah.

Sevgiyle kalasınız.
Mutlu pazarlar.
Dualarınız eksik etmeyin! :)

1 Ekim 2011 Cumartesi

3 Günlük Kırtasiye Maceram

 Ben demiştim okul açılınca beni görün siz diye. Gecikmiş postlar serisi birikti :) Okulların açıldığı ilk hafta 3 gün eniştemin kırtasiye dükkanına yardıma gitmiştim. 3 günlük kırtasiye tecrübemde ne insanlarla karşılaştım desem inanmayacaksınız bana tabi, ama inanın bence.Annesi istediği defteri almayınca kırtasiyeyi terkeden kızdan, öfke kontrolü olmayan çocuğun annesine saldırmasına kadar şaşırarak baktığım olaylar yaşadım.

  Birkaç şunu anladım notum oldu bu tecrübeden sonra da;

* Şunu anladım ki; aileler çocuklarına ne çerçevede davranıyorsa, çocuklar da o çerçevede oluyor. Eğer bir anne-baba dükkanda herkesin içinde çocuğuna bağırıp 'Bırak onu, herşeyi de alma.' tarzında şeyler söyleyip çocuğu rencide ediyorsa, çocuk da 'Ne yaparsanız yapın.' deyip dükkanı terkedebiliyor.

* Şunu anladım ki; aile ne kadar çocuğuna saygı duyup, ihtiyaçlarını şımartmadan karşılamaya çalışıyorsa, çocuk da o kadar anlayışlı oluyor. İhtiyacı kadarını alıp, fazlasına eli gitmiyor, istiyor ama ailesini düşünüyor, ki bu anlaşılıyor.

* Şunu anladım ki; bazı aileler aslında çocuğunun neye ihtiyacı olduğunu bilmiyor, ve çocuğunu sadece ihtiyacı olanı alması konusunda eğitmiyor. Dükkana ellerinde okulun verdiği listeyle geliyorlar, ve tümünü alıyorlar. Sonra da 'Çok tuttu be!' diyorlar. Özellikle ara sınıflardaki öğrencilerin bazı temel şeylerinin evlerinde olduğuna eminim ben. Her sene atlas, sözlük, boya alınır mı ki? Biz atlas, boya vs. gibi şeylerin evde olduğunu bilir aldırmazdık, hatta bazı yarım defterlerimize bile devam ederdik. Çünkü annem bilirdi evde neler olduğunu, biz de farkında olurduk. Bu durum beni çok şaşırttı, ve üzdü.

 Gelelim benim kırtasiye ganimetlerime;

Bu kalemleri görür görmez aldım.




Desenli kesen makaslar :)


Ve hemen dükkanda canım sıkılınca makasları ve pvc yi kullandım. Ortaya bu ayraç çıktı.


Desenli grafon kağıtları! Eniştem al Eda sen bunlarla birşeyler yaparsın diye tutuşturunca elime pek bir sevindim :) İnsanların ne yapacaksın ki bunlarla sorularna dayanamayıp bir şeyler yaptım. Onları da daha sonra göstereceğim.



   Mutlu kalın!